15 Eylül 2011 Perşembe

What is the difference between "complete" & "finish" ?

People say there is no difference between COMPLETE & FINISHED...

But there is.

When you marry the right one, you are COMPLETE...

And when you marry the wrong one, you are FINISHED...

And when the right one catches you with the wrong one, you

are...COMPLETELY FINISHED

"Thats it" demek istiyorum panpişlerim.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Kaybolan Değerlerimiz:İnce uçlu Nokia şarj aleti


Türkiye olarak kendimize ait olmamasına rağmen öz kültürümüz gibi benimsemiş olup, sıkı sıkıya sarıldığımız yabancı menşeili varlıklar vardır.


90 ların başında dünya ve ülkemizde artan cep telefonu aletinin kullanımı ile biz Nokia marka olanını sevdik. Bu Nokia telefonlar o kadar çok sevildi ki her evde en azından bir tane olmazsa olmaz oldu. Dolayısıyla bu cihazı şarj etmek için kullanılan zamazingo da yurt genelinde her evin prizlerindeki yerini aldı.

Gelişen teknolojiler ile bu şarj zamazingoları biraz daha inceldi ve halk arasında "ince uçlu nokia şarj aleti" olarak anılmaya başlandı. O kadar yaygındıki bir yere seyahat ettiğinizde yanınıza şarj aletini almazdınız, çünkü gittiğiniz yerde mutlaka en az bir adet "ince uçlu nokia şarj aleti" olacağını bilirdiniz.

Zaman geçti, teknoloji daha da gelişti iphoneuydu blackberrysiydi android li smartphone larıydı derken bir zamanlar ekranından jelatini aylarca çıkartmadığımız güzelim nokialar gözden düştü. Ardından her evin prizlerinde adeta "Buraların kralı benim" diyerek salınan "ince uçlu nokia şarj aletleri önce çekmecelere ardından da zamanın sonsuz karanlığına gönderildi.

İşte artık her evi bırakın, artık neredeyse hiç bir evde kalmayan "ince uçlu nokia şarj aleti" yozlaşan değerlerimize en güzel örneklerden birisidir.

Değerlerinize sahip çıkın ey halkım.

11 Eylül 2011 Pazar

SMS Takipçisi

Bazen bizi hiç ama hiç ilgilendirmeyen bir takım olaylar dikkatimizi çeker, öğrenme isteğimizi tetikler. Sanırım magazin denen kültür de bu sebeple teknolojinin gelişmesi ile tavan yapmış bulunmakta.


Bizi ilgilendirmeyen olayları öğrenme isteğine günlük hayatta, toplu taşıma araçlarında v.s. çok spesifik bir örnek mevcut bulunmakta: Sms takipçiliği.

Mesela tren, otobüs veya metro gibi bir toplu taşıma aracında seyahat ederken yanınızda telefonu ile sms göndermekte olan birisinin telefonuna göz ucu ile bakmak bunun en net örneğidir. Sms gönderen ve o sms i alan kişiyi hiç tanımamıza hatta bir daha hiç göremeyecek olmamıza rağmen yazılan text i merak ederiz çaktırmadan bakarız. o ufak göz atışlar esnasına sms ci ile göz göze gelmeyi hiç istememize rağmen göz göze gelme ihtimalinin mevcudiyeti olayı daha da heyecanlı yapar.

İtiraf ediyorum ki ben bunu yapıyorum çok da keyif alıyorum inanılmaz da eğlenceli oluyor. Bu özelliğe sahip olduğum için tanımadığım bir kalabalık içerisinde mesaj yazacak olduğumda da etrafımda benim gibi meraklı insanların varlığını göz önünde bulundurarak telefonumu kimsenin göremeyeceği şekilde tutup sms yazıyorum :)

Eğer ki siz bunu yapmıyorsanız (Ama yapmamanızın sebebi sms ci ile göz göze gelmemek olmamalı, gerçekten umursamadığınızdan bakmıyorsanız) önünüzde saygı ile eğilirim.

Respects :)

3 Eylül 2011 Cumartesi

Hayalleri Magnum Dondurmanın Süslediği Yıllar



90 ların heyecan, tutku, samimiyet ve gerçekçiliğinin yaşandığı yıllardır Magnum dondurma almanın hayalleri süslediği yıllar. Tam olarak Magnum marka dondurmanın Algida firması tarafından ne zaman piyasaya sürüldüğünü bilmesemde 90 lı yılların ortalarında Magnum dondurması kesinlikle bir zenginlik, sınıf göstergesiydi.






O yıllarda sadece 10 lu yaşların ilk yarısında olanlar için değil, bütün toplum için bir lükstü Magnum marka dondurma. Mesela Max herkesin dondurmasıydı, normaldı. Buz parmak falan alınırdı zaman zaman. Hatta milki gibi ismi olan dondurma da tercih edilirdi fakat "Magnum" asla! o sadece çok sınırlı sayıda insan tarafından tüketilebilen bir üründü. Algida'nın dondurma kataloğunun en üstünde yer alarak adeta olimpiyatlarda altın madalya kazanmış edası ile insanlara aşağılayıcı gözler ile bakardı. Nirvanaydi.






O yıllardaki bu ürünün nisbi fiyatı hakkında sayısal bir veriye ulaşamamış olsam da pahalıydı işte arkadaş. Allah aşkına kaç kişi 90 lı yılların ortalarında Magnuma şu andaki rahatlıkla ulaşabiliyordu?






Gelmek istediğim nokta şu ki; O yıllarda Magnum yiyerek edindiğim, tarifi kelimeler ile mümkün olmayan marjinal faydaya sanırım şu anda Ferrari falan alsam ulaşamam.






Demek ki neymiş? Mutluluğun küçüğü büyüğü olmazmış!

18 Ağustos 2011 Perşembe

Asgari Ücretin Yarısına Futbolcu Oynatmak


Yönetim sonunda taraftarının sesine kulak verip, zaten Galatasaray'a dönmek için can atan tribünlerin sevgilisi "Kadıköy Boksörü" Keita'yı bir sezonluk ayrılıktan sonra geri getirerek sevenleri tekrar buluşturdu.
Ünal Başkan'a teşekkürü bir borç biliriz.

Fakat resimde kırmızı ile belirttiğim, çok acınası bir durum söz konusu. O ücret nedir allasen?
Tamam Ünal Başkan iş adamı, parayı yönetmeyi iyi bilen bir abimiz ama bu kadar gaddar davranılmazki be başkanım.

Asgari ücretin brüt 837 Tl olduğu bir ülkede, günlük kuru 2,75 den hesaplasak sen bu adamı 412 tl gibi bir ücrete çalıştıracaksın. Vallahi içim acıdı. Ne yiyecek ne içecek bu fukara. Ek iş olarak saat, parfüm mü satsın Eminönü'nde ?

Bu durumun bir de şöyle bir tehlikesi var; Malum Fenerbahçe'nin şike yaptığı ispatlanamadığı için ceza almadı ya, vallaha adaletli federasyonumuz hak yenmesin diye asgari ücretin altında adam oynatıyoruz diye bizi küme düşürebilir. Yapar mı? yaparsa şaşırmam.

Not1: Yılmaz Özdil, Ertuğrul Özkök, Ercan Saatçi gibi hiç haz etmediğim adamların parsellediği bir gazetenin ufacık bir hatasını bile bulsam eleştiririm, yerden yere vururum.
Şimdi onlar düşünsün...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Türkçe Küfür Edince Türk Olmak

Bu konuya daha önce değinmiştim, yine değineceğim.



Hani Worm Jim'e benzeyip, İsmail YK ekolünden gelen Mesut Özil adında bir futbolcu var ya, heh işte biz millet olarak bu adamda takılıp kaldık arkadaş. Bir grup bu herifin Alman milli takımını seçmesini gururuna yediremedi, bir grup "Helal olsun adama, yakışır!" tepkisi verdi falan oldu filan oldu. Adam neredeyse toplumu bölünmenin eşiğine getirdi.



Son zamanlarda da bu kardeş ile ilgili temel olay maçlarda Türkçe küfür etmesi.



Dünki Real-Barça maçı esnasında itiraz belirtisi olarak, açıkça belli olacak şekilde hakeme "Bi siktir git yeaa!" nidasını ben ve 70 milyon(Bknz:70 milyon bizi izliyor efendim) gördük.



Bugün ise Dünya üzerindeki Türk devletlerinde bu olay 21 pare top atışı ile kutlandı.



Mesut kendisi ile röportaja gelen Türk kanalı(Hangi kanal olduğunu hatırlamadığım için sallamayayım, Türk kanalı diyeyim dedim)'na "Naynn" diye yavşakça tepki verirken çok umursamadık, ama maç esnasında ettiği Türkçe küfürlere "Aaaa bak lan Hilmi Abi, Mesut yine Türkçe küfür etti, harbiden Türk bu adam Heheh) diye sevindirik olduk.



Canlarım ciğerlerim. Tepkilerini "Hassiktir" vb kombinasyonlar ile belirten ama Alman milli takımında oynayan Mesut'mu Türktür? Yoksa Sinirlenince "Foook Yuuu" diye bağıran ama Ay yıldızlı formayı giyen Colin(Ya da Kazım) Kazım mı?




Söyleyeyim; İkisi de Türk Mürk değildir, hatta Türkiye zerre kadar umurlarında bile değildir.



Eğer Türk olan topçu istiyorsanız Bknz:Altıntop kardeşler, Aslan parçası Nuri Şahin, Yıldıray Baştürk (Örnekleri bir miktar daha arttırabiliriz)




Diyerek yazımı sonlandırıyorum.




P.S. Görseli bilerek sona koydum. Bir de buna haya gücünüzle İsmail YK yı ekleyin (Ben kısıtlı imkanlarım ile ekleyemedim)


Delikanlı gibi! Güzel benzetme yapmışım değil mi?
















8 Ağustos 2011 Pazartesi

Niyetli misin?

Zaman zaman kendimi kontrol etmekte zorlandığım anlar olur benim. Bu tarz durumlarda içimdeki canavarı durduramamaktan çok korkarım.


Bu tarz hissiyata büründüğüm anlarda birisi de Ramazan Ayı'nda cereyan eder. Ama bunun Ramazan Ayı'nın kutsallığı veya dini olgularla alakası yoktur. Alakalı olduğu konu ise "Niyetli misin?" sorusuna verilen cevaplar ile ilgilidir.

Düşünebiliyor musunuz eşşek kadar abiler ablalar halen "Niyetli misin?" sorusuna "Evet, iyi niyetliyim" ya da "Evet, kötü niyetliyim" gibi sevimsiz, aptalca cevaplar verip karşı taraftan samimi bir tebessüm bekliyor.

Net söylüyorum bana böyle bir cevap verilse karşılığında tek cevabım "Mal mısın a.q.?" olur.

Belkide bu tepkim yaratıcı olmayan düşünce yapısına karşı gösterilen bir isyanın resmidir.

N'apim işte bende böyleyim.