Son zamanlarda kullanmaktan en keyif aldığım tanımlamardan birisi "pembe götlü lümpenler". Sözlük anlamının tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama bana; üst gelir sınıfından olup hayatın gerçeklerinden bi haber yaşayan yavşaklar ve üst gelir sınıfına geçmeye çalıştığı için bulunduğu sınıfın gerçekliklerini görmemezlikten gelen diğer yavşaklar olmak üzere iki farklı grubu niteleyen bir söz öbeği gibi geliyor.
Yurtdışında yaşamakla pembe götlü lümpenlerin ne alakası var diyebilirsiniz, ben de ondan bahsedeceğim.
1960'larda başlayan ve başta Almanya olmak üzere Türkiye'den Avrupa'nın niteliksiz işçi açığını kapatmak için giden aileler ve onların çocuklarıyla oluşan ekibi bu bahsedeceğim konunun dışında tutalım çünkü onlar hayatın gerçeklerinin fazlasıyla farkında oldukları için size böyle tavsiyeler falan vermezler (istisnalar tabi ki var) Benim bahsedeceğim kesim özellikle son on yılda akademik ve kişisel çabalarıyla (göçmenlik başvurusu, green card, sponsorluk veya ankara anlaşması) yurtdışına göçen tayfa, bunlardan alacağınız tavsiyeleri asla ve asla dikkate almayın, göt gibi kalırsınız ortada.
-->Tekrar söylüyorum, ben genelleyerek konuşacağım ama tabi ki istisnalar vardır
Madde madde mi gitsem yoksa düz yazı mı devam etsem emin olamadım, öncesinde çok düşünülmüş bir yazı da olmadığı için dümdüz gideyim ben.
Şimdi Türkiye'den yurtdışına bakınca yurtdışında yaşayan herkesin süper mutlu keyifli olduğu falan sanılıyor. Evet, Avrupa'da devlet sistem anlamında çok daha organize ve sosyal bir yapıya sahip ancak bu Avrupa'da yaşayan herkesin götüne buzlu badem soktuğu anlamına gelmiyor. Bir kere kapitalist sistemin merkezi olan bu kıtada kapitalist sistem böyle bir yaşam döngüsüne izin vermez.
Çok nitelikli bir işgücü değilseniz ya da aşırı fazla paranız yoksa kimse sizi havaalanında çiçeklerle karşılamayacak. Sizin gibi milyonlarca insanın gelmek istediği ve gittiğiniz yerde sizin gibi milyonlarca insanın olduğu ve de kimsenin sizi pek siklemediği bir yere hoşgeldiniz.
İster istemez aynı İtalyanlar gibi, Polonyalılar gibi ne bileyim Meksikalılar gibi siz de Türkler'le iletişim halinde olacaksınız. Genelde "Sokon torklorlo olotosom kormo" diyenler olur ama mecbur kuracaksın kardeşim. Ulan İstanbul'da bile rizeli'ler rizeli'lerde, kastamonu'lular kastamonulu'larla, sivas'lılar sivaslı'larla boşnak'lar boşnak'larla takılıyor sen Londra'da, New York'da ne bileyim Berlin'de kimle takılacaksın? Bu full time etrafında Türklerle dolacak veya dolsun demek değil ama böyle bir gerçek var, sosyal network bu, sosyolojik bir gerçek. Dolayısıyla bundan kaçmaya çalışmak manasız, bence mantıklı olan bunu verimli ve kabul edilebilir bir seviyede tutmak. Eğer yurtdışında yaşayıp "aaabbiii benim hiç türk arkadaşım yok yaaa, hep yabancılarla takılıyorum" diye övünen birisini duyarsanız ya yalancıyı sikmedikleri için bu kadar rahat konuşuyordur ya da sürekli yabancı çevre edinmeye çalışan bir denyodur. Kişisel kanaatime göre Türk - Yabancı sosyal çevre oranında olması gereken hayatınızın akışına göre uygun bir denge sağlamak.
Şimdi tabi bir de para kazanma kısmı var, pembe götlü lümpenlere burada biraz daha fazla atıfta bulunacağım. Eğer bir sponsorla gelmediyseniz ya da gittiğinizde size bir iş imkanı sağlamak anlamında destek alabileceğiniz bir tanıdığınız yoksa işiniz cidden zor. Orta - üst gelir seviyesindeki ailelerden gelen fena eğitimi olmayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en sıkıntılı özelliklerinden birisi olan gereksiz gurur burada biraz devreye giriyor. Hani dedim ya Türkiye'den bakınca avrupa'da yaşayan herkez aşırı mutlu gözüküyor diye, avrupa'ya gitmiş arkadaşlarımız da burada yaptıkları işleri hayatlarını falan hep makyajlayarak yansıtıyor Türkiye'deki arkadaşlarına ailelerine. Yapmayın beyler böyle şeyler, ne gerek var.
Neyse, bu yazı uzar da uzar, zaten uzun zamandır yazmadığım için yazarken biraz sıkıldım da. Kısa bir şey daha söyleyeyip kapatayım yazımı.
Yine son zamanlarda modern/entel gözüküp çaktırmadan hükümet yalakalığı yapmak isteyen tipler gibi "yurtdışına gidip sürünürsünüz, vatanınızda kalın" falan gibi salakça bir şey asla demiyorum. İsterseniz Türkiye'de kalın isterseniz Yurtdışına yerleşin, bu sizin bireysel özgürlüğünüz. Ama yurtdışına yerleşecekseniz gerçeklerin farkında olun, çünkü hayallerle yaşayanı gerçeklerle sikerler.
13 Nisan 2019 Cumartesi
.Yurtdışına Yerleşeceklere Tavsiyeler
26 Şubat 2018 Pazartesi
Benim İçin Önemsiz Olan Şeyler 2: Başarı Hikayeleri
Başladığı
her işi yarım bırakma konusunda bir dünya markası olan ben, neredeyse kimsenin
takip etmediği kendime ait bu dijital platformda başlattığım "Benim İçin
Önemsiz Olan Şeyler" serisindeki ilk maddeyi paylaşmamın ardından 508 gün
geçmesine müteakip benden beklenen kararlılık seviyesinde serinin ikinci
yazısını yazmaktayım, bir alkışınızı alırım, çok sevinenler öpebilir de.
Fazla
takıntıları olan bir insan değilim ama "Kurumsal Dünya" düzenine
aşırı şekilde sinir olmaktayım. Aslına bakarsanız, asıl taktığım konu bu iğrençliklerle
dolu kurumsal dünya düzeninde bir yere gelmiş yönetici/patron sınıfındaki
insanların birer kahraman, birer kurtarıcı ve örnek alınması gereken insanlar
olarak görülmesi.
Zenginlik
kavramının şerefsizlikle eş anlamlı olduğu konusunda değişmesi mümkün olmayan
bir dünya görüşüm var, özellikle de zenginliklerini çok çalışmanın sonucu
olduğu konusunda hikayeler anlatan insanlara ayar oluyorum. Lan olm hiç mi
aranızda define bulan, devlet ihalesi yakalayıp devleti düdükleyen, ne bileyim
kaçakçılık vs gibi illegal işlere bulaşarak köşeyi dönen yok? Hepiniz mi çok
çalışarak zengin oldunuz? Helalll beeeee.
4 Ekim 2016 Salı
Benim İçin Önemsiz Olan Şeyler 1: Tanrı'nın Varlığı
Toplumların üstünde hakimiyet kurup totaliter bir yapıyı empoze etmek isteyen egemen güçler ve oligarşik yapılar tarafından “değer yargısı” “ahlak kavramı” gibi özünde çok bir mantığı olmayan ama insanların korkutucu şekilde benimsediği olgularla boğuştuğumuz bir hayatımız var. Toplumun büyük kesimini etkisi altına alan bu yargıların birçoğu da benim için hiçbir anlam ifade etmemekte. İşte bu yazı dizimde (sanki milyonların takip ettiği köşe yazarı gibi yazı dizisi falan diyorum ya asdnafa) benim için anlamı olmayan şeylerden biraz bahsedeyim dedim.
İnsanın varoluşundan bu yana hep arayış içerisinde olduğu bir “tanrı” kavramından bahsedilir. Başlı başına saçma bir iddia olan bu söylemin alt metninde “evrilmedin, yaratıldın” mesajı mevcut aslına baktığınızda. Dünyadaki toplam din ve bu dinlere mensup insan sayısını tam olarak bilmek pek mümkün değil, ancak yuvarlak olarak aşağıda belirttiğim rakamlar telaffuz edilmekte.
Ardından da dünya tarihi; üç ilahi dinin mensuplarının, yine üç ilahi dinin de yasakladığı cinayet eylemini gerçekleştirmek suretiyle kana bulanmış bir düzene sahne oluyor. Ve bu üç din de bu eylemleri kendi mensupları yaptığında “meşru” kılıyor.
Zihnimde Tanrı’nın varlığı ve dinler tarihi diye yüzeysel bir canlandırma yaptığımda gözümün önüne böyle bir sahne geliyor. Buradaki amacım kimsenin inancına saldırmak ya da aşağılamak değil, başlıkta da dediğim gibi bu benim için önemsiz bir konu, dolayısıyla saldırı gibi bir durum da söz konusu olamaz. Bu düşüncem sebebiyle benden nefret edecek olan Tanrı inancını önemseyen bireylere de diyeceğim o ki; kudretine sual olunmayıp ol dediğinde olduran Tanrı benim böyle düşünmemden rahatsız olup aktivasyon almıyorsa, size n’oluyor kardeşim?
Sözün özün böyle fantastik bir mantık çerçevesinde açıklanamaz bir sistemdense, rastlantısal olasılık üstüne kurulu evrim teorisiyle açıklanan bir süreç bana daha mantıklı geliyor.
Umarım, “Madem evrim var ve maymundan geldik, o zaman niye hala dünyada maymunlar var” sorusunu sorarak beni cevaplaması mümkün olmayan ve yüzlerce yıllık evrim teorisini tek kalemde çürütecek bir paradigmanın içine atmazsınız.
15 Nisan 2016 Cuma
Hayatta En Hakiki Mürşit*, Referanssız Bilgidir
28 Mart 2016 Pazartesi
Beyaz Yakalı Yarış Atları
Çünkü yaşasın rakı masasında ülke kurtaranlar !
29 Aralık 2015 Salı
Şimdi Bir Çılgınlık Yapıp Ara Güler'i Eleştireceğim
Biraz fotoğrafa merak duyan birisiyseniz "Türkiye'de Fotoğraf" denilince aklınıza şüphesiz ki ilk Ara Güler gelir. Bu ülke sınırları içerisinde bir eylem ile isminin eşlenik hale gelmesinin de en çok yakıştığı insanlardandır Ara Usta.
Ara Güler ustadır, fotoğraf ustası. Kendisindeki fotoğraf arşivi Türkiye'nin belki de Dünya'nın sayılı fotoğraf arşivlerindendir. Kimleri çekmemiştir ki Ara Usta; Winston Churchill'den tutun da Arnold Toynbee'ye kadar, Bertrand Russel'dan tutun da aynı zamanda arkadaşları olan Picasso ve Salvador Dali'ye kadar. Bakın Dali ve Picasso için arkadaşı diyorum, Ara Güler'in özgünlüğü ve sanatçılığını daha da fazla detaylandırmanın gereği yoktur sanırım ?
Ara Güler'i hep muhalif, huysuz ve aksi ihtiyar olarak bildik. Sözünü kimseden sakınmadı usta, yeri geldiğinde lafı hep gediğine oturttu hem de zaman zaman ağır sinkaflı sözlerle lafı gediğe oturtmaktan öteye gidip, resmen hitap ettiği kişinin götüne soktu.
Ancak en son yaptığı eylem olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğraflarını çekene kadar ! Şimdi şöyle ki, bu eylemin bu kadar ses getirmesi bile Ara Güler'in ne kadar büyük bir usta olduğunun göstergesidir, ancak ben ustanın bu eylemi yapmasını kabul edemeyenlerdenim.
Ara Güler bir Ermeni olarak bu ülkede herkesin saygı duyduğu bir karakter olması sebebi ile büyük işler yapmışlığından şüphe duyulmaz. Çünkü bu ülkenin dindar, muhafazakar ve milliyetçi yapısı kolay kolay izin vermez bir Ermeni'nin, bir Kürd'ün, bir Yahudi'nin yaptığı işler sebebi ile ülkede kahraman ilan edilmesine, ama usta bunu başaran ender insanlardan olmuştur.
Lakin ülkenin ateş çemberine döndüğü bir konjönktürde, ülkenin bu ateşin içine düşmesinde başrolü oynayıp, kişisel çıkarları uğruna ateşin göz göre göre körüklenmesini içten içe destekleyen başrol oyuncusunun fotoğraflarını çekmek eylemi, kusura bakma ama Ara Usta bu kişinin cumhurbaşkanı olması senin de Ara Güler olman sebebiyle meşrulaştırılamaz.
Herkes politize olmak zorunda değil. "Ben sanatçıyım kardeşim, işimi yaparım çok da sikimde değil ne düşündüğünüz" dersen (ki öyle diyorsun anladığımız kadarıyla) Kusura bakma ama büyük usta o zaman sen de etnik kökenin olan Ermeni ismini bile ağzına alırken "afedersiniz Ermeni" diye hitap eden bir karakteri, sadece cumhurbaşkanı olduğundan dolayı fotoğrafını çekmek için can atan, fikirlere değil makamlara değer veren toplumsal gerçeklerden uzak bir fotoğrafçı olarak anılırsın.
Evet arkadaşlar Ara Güler'i eleştirdim, farkındayım !
![]() |
Bu fotoğraf da burada dursun ki meslekleri sebebiyle değil, düşünceleri ve toplum için verdikleri mücadeleler sebebiyle insanları yüceltmemiz gerektiğini unutmayalım. |
2 Aralık 2015 Çarşamba
Goncaları bugün vakit varken koparsak mı? Yoksa dalında mı bıraksak?
Ancak bireylerin fikirlerini olgunlaştıran doğdukları ve büyüdükleri coğrafya ile aldıkları eğitim vs gibi dış koşullardan bağımsız düşündüğümüzde, dünyayı bir yandan çiçek dikerken bir yandan da koparmak istediği zaman goncaları koparan Keating Hoca’lar değiştirse sanki çok daha yaşanası bir yer olmaz mı oh captain my captain ?


